10 Mart 2026

BREZILYA 2 : SAO PAULA 12-19.02.2026

Rio dan sonra ver elini Sao Paula...

 12 subat 19.30 ucaği ile Sao Paulo dayız. Güney Amerika ve Brezilyanin en buyuk sehri. Av. Paulista daki recidente Uber ile gidiyoruz. Ana kapıda yuz okuma sis. tanımıyorlar. 12. Kattayiz, 1+0 ama kapali, camlari acilabilen balkonumuz var, masa sandalyemiz de burada, bir de duvara oturma yeri yapip, duvari çiçeklerle süslemişler.

13.02.2026

Ertesi sabah rezidantin 23. Katindan şehir ayaklarimiz altında. Sonsuzluk havuzu terasta. Zemin katta spor salonu, bahçe, çamaşırhane, minik kantin ve güzel dinlenme alanlari var.

Avenida Paulista  güvenilir ve güzel bir cadde. İş dünyasının nabzının attığı, bankaların ve alışveriş merkezlerinin olduğu bu caddeyi, Pazar günü trafiğe kapatıyorlarmiş, pazar günü anlatırım.
Uber ile eski şehir merkezine gidiyoruz.
Mercado Municipal (Belediye Pazarı) adeta Kapalı Çarşı gibi. Meyveler, sebzeler, baliklar, etler yok yok. Bir hayli temiz ve düzenli dükkanlar var. Üst katında da restoranlar : Genelde sandvicler var, arası nasil dolu bu devasa şeylerin, inanilmaz .
Meryem Ana'nın Göğe Yükselişi ve Aziz Pavlus Metropoliten Katedrali veya  Sé Katedrali 
Rönesans tarzı bir kubbeye sahip olmasına rağmen , São Paulo Metropoliten Katedrali, dünyanın dördüncü büyük Neo-Gotik tapınağı olarak kabul ediliyor. Katedral, 10 Ağustos 1591'de inşa edilen São Paulo Meryem Ana'nın Göğe Yükselişi cemaatinin ana tapınağı . Brezilya'nın yedi harikasından biri.
8.000 kişi kapasiteli, 111 metre uzunluğunda ve 92 metre kule yüksekliğine sahip katedral, Rönesans tarzı kubbesi ve Brezilya temalı iç süslemeleriyle şehrin en önemli simgelerinden biridir. 
İnşasında 800 tondan fazla mermer kullanılmış.
İç mekandaki sütun başlıkları kahve dalları, çam ağaçları ve tatular (armadillo) gibi Brezilya'ya özgü fauna ve flora motifleriyle dekore edilmiş. Gercekten vitraylariyla ve iç bezemesi, dış güzelliği ve onunde uzun mermer yolu , merdivenleriyle  benzersiz bir katedral ve cok görkemli.
Adalet Sarayini goruyoruz, oldukca geniş ve güzel yapi, 1920 lere tarihli.
Terraço Itália, yine merkezdeki ikonik Edificio Italia gökdeleninın üst katlarında yer alan, 1967'den beri hizmet veren dünyaca ünlü bir İtalyan restoranı. 160 metre yükseklikten panoramik şehir manzarası sunan, rezervasyon isteyen bir restoran.
Altino Arantes binasi ve Banespa Bankasi , 161 m. Çok güzel binalar ve bankanin üstünden yine şehir manzarasi izlenebiliyor .
São Paulo Theatro Municipal, 19. yüzyıl sonu Avrupa modası olan Eklektik tarzda, Rönesans, Barok ve Art Nouveau unsurlarının birleşimiyle tasarlanmış, görkemli bir dış mimari ile buyuleyici.. 1911'de açılan bina, dört ana gövdeden (cephe/vestibül, gösteri salonu, sahne ve kulisler) oluşuyor ve zengin süslemeli cephesiyle şehrin en ikonik simgelerinden biri. 
Eklektik Tarzda, farklı tarihi üslupların harmanlanmasıyla oluşan, gösterişli ve detaylı bir tasarım.
 Geniş merdivenli giriş , giriş salonu ve yukarı giden görkemli merdivenlerden oluşan, detaylı işçiliğe sahip bir giriş şeklinde. Yuksek tavandaki sayisiz avizelere bayıldım. Bazıları işikliydi.
Taş ve mermer kullanımı yoğun olan bu bina, dönemin estetik anlayışını yansıtan detaylı heykeller ve dekoratif unsurlarla süslenmiş. Oyle heybetli ve hersey öyle genis ki insan devler ulkesinde hissediyor.
Buradan ..... caddesine geciyoruz, tipik bir Kemeralti manzarasi var, aman nasil renkli, nasıl hareketli, mağazalar  mikrofonlu dansçılara tanıtım yaptırıyor. Gürültü, eğlence, her şey ama her şeyin satıldığı çarşılar.
Evet Sao Paulo, Rio dan temiz, geniş ve güvenlik önlemleri güzel, bu bölgede evsizler yine çoktu.
14 Şubat
Sevgililer Gunumuz bu yıl Brezilyada, kutlu olsunnnn.
Bu gün Ibirapuera Parkı' na  gidiyoruz, üstelik Dünya Kahve Karnavalı var.
Yılda 130 binden fazla turistin uğrak yeri, bataklığı kurutma amacıyla yapilmis, Latin Amerikanin 3 büyük sehir parkindan biri. Göl bile var, harika ağaçlar ve bitkiler var, yemyeşil, agaclar çiçekli ve cok ulular yine. 2kilometrekarelik bir alan.
Bisiklet kiralıyoruz, bisiklet yolu, koşanlar, yürüyenler yine çok canlı. Gezdikçe önümüze müzeler ve paten alanları, degisik aktiviteler, peyzajlar çıkıyor. Minik içecek,kraker alınabilecek bufeler var. Hindistan cevizi suyumuzu içiyoruz. Çokk yoruldum, çokk iyi geldi. Karnavaln olduğu,müzik sesinin geldiği kısmın kapısı ayrı, oraya yürüyoruz, işte festival. Kapıda güvenlik var, üstümüzü arıyorlar. Buyuk bir obelisk görüyoruz. Rengarenk, çılgın kalabalık her yerde. İcecek satan seyyar arabalar var, hepsine standart fiyat koymuslar, içecek alana bir şapka veriyorlar. Ortalarda bir yerde yürüyen bir tırın üzerinde sahne ve sanatçıyı görüyoruz, bu ne coşku. Eşlik edenler, dans edenler, içenler, degisik bir sürü tip. Ozellikle GTB ler yine cok yaygın. Bu coşku bizi de yakalıyor, harika bir gün geciriyoruz.
Burada sevgililer günüyle ilgili hiç bir şeye rastlamıyoruz, Avrupayı mı kasıp kavuruyor, nedir?
Sao Paulo, söylendiği gibi tedirgin etmedi bizi, tabi dikkat ediyoruz ama ortam güzel.
Kimse ingilizce bilmiyor ve bir çabaları da yok gibi. Sadece resepsiyon ve bazi buyuk merkezlerin girisinde belki. Ama turist oldugumuzu, dillerini anlamadigimizi soylesek de kendi dillerinde anlatmayi surduruyorlar, hem de ne anlatmak, nasil bir çabayla. Neyse ki beden dili falan ve mecburen hı hı demek kaliyor🤭
15subat pazar
Bu sabah Liberdate deki Japon mahallesine gidiyoruz.
Bairro Liberdade, , Japonya dışında en büyük Japon topluluğuna ev sahipliği yapıyor ve Brezilya'da canlı bir Asya kültür merkezi konumunda .
Fenerleri, Japon tabelaları, el sanatları pazarları, Budist tapınakları ve geleneksel mutfağıyla ünlü olan bu bölge, ithal ürünler satan dükkanları,  kültürü ve Japon Göçmenlik Tarihi Müzesi ile ziyaretçileri kendine çekiyor. 
 Japon varlığı 1912'de Rua Conde de Sarzedas'ta başladı; göçmenler ucuz kiralar arayarak, köleleştirilmiş siyahilerin cezalandırıldığı tarihi bir yer olan "Campo da Forca"yı bugünkü bölgeye dönüştürmusler. Bugün mahalle, Çinli ve Koreli göçmenlerle "kültür mozaiği" niteliğinde.
Liberdade Meydanında hafta sonları tipik yiyecekler ve el sanatlarıyla dolu sergiler kuruluyor diye okumustuk, gezimizi pazar gunune ayarladik. Oyle güzel, duzenli ve tasarim esyalar , çicekciler, giysi ve takilar var ki, cok begendim. Japonya yi özlemişiz.
Torri kapısını goruyoruz, caddenin girisini suslemis bu mahalleye anlam katmiş.
      Buradan bakinca katedralin kulelerini goruyoruz, aaa yakinmisiz, hadi gidelim diyor, yuruyoruz .
Ve caddelerin bir bolumunu trafige kapatmışlar. Çünkü karnaval var. Muzik sesini buluyoruz, harika renkli, süslü birbirinden simli kızlar ve erkeklerin oldugu bir ritm grubu. Karnavalda gordugumuz gibi, file renkli veya simli bir çorap, ustune mayo veya sort, onun ustu de bra seklinde. Genelde giysi bu... Tahta bacak bir kiz var ki, o bacaklar ustunde basariyla samba bile yapiyor. Ve üstüne sadece boncuklardan kolye gibi bir sutyen, file corap, pullu sort giymis. Basında tüylü, simli yüksek bir taç var.
Muzik baslayinca herkes dans edip eslik ediyor, aman ne neşe, biyle mi alir insani icine, cok eglendik. Ordan arac ustunde konserin devam ettigi alana geldik. Gelene gecene bakmak, dans hepsini yaptım. Cok sicak basti yoksa daha kalırdık.
Paulista caddesine gelip bu cadde
üzerindeki sembolik yapı MASP (Sao Paulo Sanat Müzesi) ' ne geliyoruz. Sao Paulo’dan görmeden dönmeyin diyeceğim nefes kesen bir müze.  Mimarı Brezilya’nın kırmızı çizgisi ile ikonik yapılarına imzasını atan Lina Bo Bardi.  Müze, 1962 yılında açılmis. Ana binasi , 74 metre iki yan kirişin arasinda adeta havada duruyor.  Cok ilginc bir bina, altina bir suru sezlong koymuslar, acan oturmus dinleniyor, bakiniyor, uyukluyor.
Tam karşısındaki cadeye sergiler kurulmus yine . Cok güzel tasarımlar var, cıvıl cıvıl her yer.
Bu caddede cok guzel binalar var . Cadde her cadde gibi cok genis, karsidan karsiya gecerken zorlaniyoruz. İrta refujde tum kentte bisiklet ve skoter yolu var.
Köşk seklinde 2katli bir bina geliyor önümüze, müze olarak kullaniliyor, geziyoruz.
Hemen sonrasi bir kultur merkezi. Sergiler icin katları saptıyoruz, asansor hangi katı kodlarsan sadece ona çıkıyor. Brezilyali sanatcilara ait çok guzel resim ve heykeller yer aliyordu. Ve salonlar cok güzeldi. Alt katta bilgisayar oyunlari ve dans edilebilen bir bölüm var. Sahneye geciyorsun, karsinda digital ekranda sanatçının dansını sen de yapmaya çalışıyorsun. Ve yine ekranda puanlama yapip, nasil yapabildigin yaziyor, cok zevkli.
Yandaki binada cocuklar icin el işi etkinlik yaptiriyorlar, yanda cocuk parkinda materyaller verip oyun oynatiyorlar.
İnsan icin çalışan bir ülke diyoruz.
16 Şubat pt
Beco do Batman (Batman Sokağı), 
São Paulo'nun Vila Madalena semtinde yer alan ve duvarları sürekli değişen, yüksek kaliteli grafitilerle kaplı ünlü bir açık hava sanat galerisi. 1980'lerde başlayan bu gelenek, bölgeyi renkli bir turistik merkeze dönüştürmüş. Yine duvar resimlerine meraklı ben için ikonik bir nokta. Cok renkli ve güzel. Kaldirimlara kadar boyamışlar. Gezmek bitsin istemedim. Yine bir sokağına sergi kurulmaya, barlar açılmaya devam ediyordu.
Ordan şehir merkezine indik yine, bazi magazalar acilmamis tatil her halde, bazi caddeler yine trafiğe kapalı, karnaval devam ediyor. Ve parti parti çöpler toplaniyor, caddeler supruluyor .
PaulistYa donuyoruz.Bir yagmur bastırıyor. Burda yagmur taneleri iri iri, karsidan ne yagiyor diye bakiyorsun, bazan cok hizli karsidan sis gibi gorunuyor. Yollarin kenarina suzulup akiyor, yagmur dinin e tertemiz her yer; ahh ne alt yapı, imteniyorum. Su siralar Tr de her yer selden, yagmurdan zarar gordu.
Yemeklerde,
Dışı hamur kaplı peynirli veya tavuklu olan Coxinha, meşhur tencere yemekleri Feijoada, çiğ böreği andıran Pastel isimli böreğimsi yiyeceklerini her yerde bulabilirsiniz. Ayrica etler hep güzel yapıyorlar ve açık büfe restoranlarda tartarak da veriyorlar. Marketlerde veya pastanelerdeki ürünler güzel. Yemek sıkıntısı çekilmeyecek  yerlerden Brezilya da.
17subat
Mosteiro de São Bento, Sao Bento semtindeki manastira gidiyoruz. Metro ile geldik, guzel buyuk bir alanda bu komplex. Bina heykelleri ve saatiyle cok güzel. Çevresinde de guzel ve eski binalar var. Oradan bir carsiya iniyoruz. Renkli ve sanirim halkin ugradigi her seyin oldugu bir carsi burasi, binalarda yine ayni hos mimari goze çarpıyor. Bazilari tatil nedeniyle açmamış. Metroyle Oaulista ya geciyoruz, bir cikisi kaldigimiz yerin yaninda zaten.
Villa marine' semtine yuruyelim diyoruz veeee harika eski mimariden villalar, minik bahceler goruyoruz . Duzenli ve temiz.
Gencler yine simlenmisler ve cadede yuruyorlar, oldukca kalabaliklar. Onlara takiliyoruz, bakalim bugun karnaval neredeymis.
Bella vista semtine geldik, tipik, turistik olmayan cok yerel bir semt. Gencler her yeri doldurmus. Bazi sokaklarda kalabaliktan yürünmüyor. 
Ne cok cosku, ne cok muzik, ayni zamanda cok rahatlar..
Bakmaktan, eglenceden yoruluyoruz.
Eglence deyince nasil bir kültürleri var, benziyoruz aslinda, herkes dans edip, söyleyerek eşlik ediyor.
Aksamustu yagmur bastiriyor yine, iyi ki dönmüştük diyoruz yine.
18 subat
Güzel kahvalti, evimizi bosaltma ve taxi ile havaalanina dönüş başlıyor. 35 dakika kadar sonra havaalanındayız . Madrit aktarmalı İstanbul uçağı saati geldi, ertelendi. Ertelemeyi beklerken kopekli polisler arama yapti. Ucaga aldilar 2sa sonra , operasyonel bir neden deyip, ucus iptal oldu. Yemek ve transferle İbis Otele yerlestirdiler. Ucusumuz ertesi gunu 17.00 THY direk ucusuna  degistirildi. Uçuş iptali nedeniyle, yemek, kahvaltı, otel hepsini odedıler.
19subat
Kahvalti ve ogle yemegi sonrasi havaalanina transfer olduk. Bu kez 17.00 ucagi ile ucuyoruz.Uçuş THY olunca hostesler Türk, Türkıyeden bir turun yolcuları da var, Türkçemize kavuştuk.12 sa. yol sonrasi saat 11.00 de ist dayiz. İzmir ucusumuz da 14.00 de. 
   
 Ola Brezilya diye başladığım turumuzda : Güzel mimarin, katedral ve tiyatro binaların, geniş mi geniş caddelerin, plajların, bikinilerin, futbol tişörtlerin, sokaklardaki evsizlerin, karnavalın, canımm etlerin, sarı/yeşil renklerin, samba dansın ,  ingilizce bilmezliğin, dilini anlamadığımızı söylediğimiz halde anlatmaya devam etmeniz ile hatırlayacağım Brezilya seni, arriverderci....

BREZİLYA 1 : RIO DE JANEIRO 07-12.02.2026

27 Ocakta Arjantın Buones Aires gezimiz ve  06 Şubattaki Igauzu rotamızdan sonra sıra geldi Rio' ya gitmeye.

 07 subat 2026,

 Sao paula aktarmali Rio de Janeıro 'ya geciş.  Uçağımız 14.50 deydi, Latam hava yollari hava sartlari nedeniyle tam 3 kez rotar yaptı. Hic böyle bir durum yaşamamıştık. Gecenin 20.30 unda Sao Paula ya uctuk, 2 sa surdu. Aktarmali ucus da ertesi sabah 08.30 a ertelenince, aksam Hilton a gidip bari uyuyoruz. 

08subat pazar
Sabah kahvaltı ve havaalanı servisi de vardı. Neyse ki ucuş oldu ve 1 saat sonra Rio daydık. Uber ile kalacağımız eve gidiyoruz. Yolda şeker dağı, uzaktan kurtarici İsa heykeli ve lagun manzarasini yakalıyoruz.  Copacabana plajının hemen arka güzel caddesinde, yine 1+1 ve cok yeni, güzel içi yesil bir ev , yeni tadilat geçirmiş galiba, çok şık. 
       Yılda 12 roman okuyan mahkumlarına 48 gün indirim uygulayan bir ülkeymiş, Brezilya.  Ama bir yandan da Dünyanın en tehlikeli ülkelerinden biri.  Çok değişik bir coğrafya burası. Kocaman. 200 Milyon insan yaşıyor. 
7.6 milyonu Rio da.
Tam adı ‘Sao Sebastiao Rio de Janerio’.  Kısaca Rio.. 
Rio’nun aktivitesi bol, plajları-sahilleri-sokakları bol,   gezilecek yerleri bol, lokal  takılacak yerleri bol. Para birimi Real, kabaca 1 Real = 8 Lira gibi , para birimi simgesi olarak $ kullaniyorlar. 
Rio’da toplu taşıma gelişmiş ve ucuz. Şehrin çoğu yerine metro gidiyor (kart aliyoruz)ve metronun ulaşamadığı yerlere de mutlaka otobüs (kredi karti geciyor) veya Uber var. 
Rio’nun sahil bölgesinin yıldızları Copacobana ve İpenema  plajları. Gündüz, hayat bu plajlar ve etrafında dönüyor. Bir de alışveriş ve yemek mekanları kalabalık.
Burda da merhaba Hola, tesekkurler de Obrigato en cok kullandığımız kelimeler bunlar oldu. um (1), dois (2), três (3), quatro (4), cinco (5),  şeklinde. Burada da kopek gezdiriciler var .
 Eski şehir merkezlerinden ise gece uzak durmak gerek, hava kararınca birden ıssızlaşıyor, tehlikeli olduğunu gelmeden biliyorduk. 
Copacobana, Ipanema ve Lebnon plajları Rio’nun sahil şeridinde sırayla dizilmiş üç plaj. Epeyce de polis var cevrede. Karnaval zamanı da olunca. 
Rio’lular sahili aktif kullanım konusunda muhteşemler. Gerçekten de genci yaşlısı sahilde ve her daim bir sporla meşguller.  Hatta sahil üzerinde büyük-yarı kapalı bir spor salonu var.  Voleybol ve tenis fileleri cok sık yapılmış ve kullanıyorlar. Sahilde duşlar sürekli akıyor. Kuma hortumlar uzatmış ve sık sık delmisler, çevresi ıslak kalıyor ve hem ayaklar yanmıyor hem de kum bulaşmıyor sanırım. Ayrıca şehirle sahil iç içe geçtiği için insanlar sahilden çıkıp şehirde bikiniyle gezinebiliyor. Bu açıdan da çok rahat bir şehir. Sadece Copacabana plajı 4km.
Copacabana, Ipanema ve Lebnon sahillerinin denizi  pek yüzülecek bir deniz değil. Aşırı dalgalı ve kocaman dalgaların ne zaman “şak” diye size toslayacağı belli olmuyor ama zevkli.   Üçü de halk plajı olduğu için giriş ücretsiz,  günlük şezlong ve şemsiye kiralayabiliyorsunuz. İpenema plaji karşında ve arka yolunda magazalar biraz daha canlı ve şık. Rio da kaldırımlar beyaz ve siyah mermer kesme taşlardan desenler olusturarak yapılmış. Sahilinkiler dalgalı desende.
Gelelim bu plajların akşamlarına. Gezici , arabalı barlar var. Milli içkisi, Caipirinha, Brezilya kökenli, ferahlatıcı bir kokteyl.  Şöyle hazırlanıyor, 1 adet misket limonu , 2 tatlı kaşığı esmer şeker ve 6 cl Cachaça (Brezilya romu)  Limon dilimlerini şekerle birlikte bardağın dibinde ezip, bol kırık buz ve Cachaça ekleyerek karıştırıyorlar. Seyyar barlar ne kadar sağlıklı bilemedik. Standlarda, canlı müzikli barlarda içenler coştukça coşuyor. Zaten cok sesliler. Renkli, allı pullu giysiler, tangalar, file çoraplar, bikiniler, bra lar ,erkeklerde tütüler muthiş..Her sey sarı/yeşil, bayrakları gibi. Tişört, bikini.. Elele abiler görüyoruz yada abla olanlarını 😊  LGBT ler de çok ve burada ve cok dikkatli bakip veya isaret edip rahatsiz etmeyin, hemen polise sikayet ediyorlar dediler.
Ipanema ve Lebnon bölgesi de aşağı yukarı Copacobana’yla aynı. 
Söylemeden geçmeyelim, bu plajlarda sürekli bir şeyler satılıyor, ama sürekli. Alkol, atıştırmalık, mayolar, bikiniler, takı , gözlük, terlik, havlu aklınıza ne gelirse. Yada sahil kenarında kaldırımda stand veya yerlerdeler;  aklınıza gelebilecek her türlü el ürünü var. Çok ucuz olmasa da.
Herkesin ayağında parmak arası, incecik tabanlı Havainas terlikler, her yerde de satılıyor. 
 Cıvıl cıvıl, çok güzel ve upuzun geniş bir sahil. Çift şeritli, bisiklet yollu yanyana iki büyük caddenin kumsal tarafini araç trafigine kapatmışlar. İnsanlar cadede, kumsalda her yerde. Yürüyen, koşan, kumsal voleybolu oynayan, güneşlenen, kumsaldaki barlarda oturanlar, kaldırımlarda kumsalda satıcılar, karnaval icin tütü giymis erkekler, metalik bikinili kızlar... Bu yürüyüşümüz tam bir cümbüş oldu. Çok renkli. Cogu kisi bikinili veya ustune hafif bisi almis geziyor.
Öğle yemegimizi yiyoruz. Tavuğu cok güzel soslamışlar, et de iyiydi. 
Sokakta evsizler çok, kartonlar üzerinde yatıyor, oturuyorlar, bazısının yanında pazar arabasında eşyası var, bazısının köpeği, bazısı ise sadece tişört/şort. Bu nasıl bir dünya. 
 Bel çantamızı alıyoruz, telefon ortalıkta pek kullanmıyoruz, çarpıp kaçıyorlarmış.
Kumsala  bir de sahne kurulmuş, giriş ücretli yapmislar, disardan müzik sahnenin bir bölümü görünüyor . Süslenen , festivale çıkmış sahil gece de renkli.
Burada her apartmanın altında garaji var. Garaj kapıları sinyal vererek yukarı dogru açılıyor.
09 subat
Sabah metroyla sehir merkezine gidiyoruz.
Rio de Janeiro'daki Metropolitan Katedrali (Catedral Metropolitana de São Sebastião), 1964-1979 yılları arasında inşa edilmiş, Maya piramitlerinden esinlenen modern, konik tasarımlı, 75 metre yüksekliğinde ve 106 metre çapında benzersiz bir yapı görüyoruz . Şehir merkezinde (Av. Chile, 245) bulunan katedral, devasa vitray pencereleriyle ünlü, dirt tarafinda,4adet ve 64m  ve 5.000 oturma kapasiteliymiş.
Theatro Municipale, belediye tiyatrosu; muhtesem yapı. Cinelândia Meydanı'nda.
1909'da açılmiş ve Brezilya ve Latin Amerika'nın en önemli gösteri mekanlarından biri.  Paris Opera Binasından esinlenilmiş.  Bazı sutunlarin basliklarini ve suslemeleri de sarı yaldızla boyamışlar. Ve binanın mimarisi çok güzel. Bahceysi cok şık ferforje demirlerle çevrelenmiş. Yaninday
Carlos Gomez in heykeli var.
  Çevresi de de 20. yüzyıl başı mimarisi bezeli önemli yapılarla çevrili. Tiyatronun hemen yanında ve karşısında Brezilya Ulusal Kütüphanesi, Güzel Sanatlar Ulusal Müzesi ve Rio de Janeiro Belediye Meclisi (Palácio Pedro Ernesto) gibi görkemli binalar bulunuyor.
Lapa Kemerleri , eskiden su kemeri olan yapı, şimdi Santa Teresa tepesine çıkan tramvayların geçişi için kullanılıyor. Oldukça uzun ve ayakta.
Celaron Merdiveni, buraya cok yakın.
Rio de Janeiro’yu ziyaret edenlerin es geçemeyeceği bir sanat eseri, Selaron’nun merdiveni. 1983 yılında adımını attığı bu ülkeye, 50 farklı ülke gezdikten sonra karar veren Şilili ressam ve seramik sanatçısı, 1990 yılında başyapıtım dediği eserine başlar ve bu eser kısa bir sürede dünyanın en orijinal merdiveni halini alır.
Convento de Santa Teresa semtindeki 215 basamak, 125 metre uzunluktan ve dünyanın dört bir tarafından getirilmiş iki binden fazla farklı fayanstan oluşan merdivene ilk başladığında, çok gülmüşler kendisine. Brezilya bayrağının renklerinden oluşan yeşil, mavi ve sarı fayanslar koyarak vakit geçirmek için başladığı bu iş, kısa bir süre sonra bir takıntı halini almış. Bütün hayatını bu merdivenlere adayarak bütün parasını bu esere harcamış. Hatta, bu esere devam edebilmek için yağlı boya tablolar yapıp sattığı da biliniyor.
 1977’den itibaren 25.000’den fazla hamile kadın resmeder ( Yıllar önce Jorge Selaron Şili diktatörlüğünden kaçar, 50 den fazla ülke gezerek Brezilya’ya gelir ve orada yaşamaya karar verir. O dönem arkasında hamile karısını bırakır ve kısa bir süre sonra karısının ve çocuğunun öldüğü haberini alır. Bu acı olay onun takıntılı bir şekilde eserlerinde hamile kadın resmetmesini açıklar. 1977’den itibaren sanatçı her gün zenci hamile kadın resmedeceğine yemin eder ve 10 yıl sonra o kadın bütün eserlerinde yer almaktadır. Ve 30 yıl sonra, bir yilda tam 365 hamile kadın resmetmiştir ve 300’den fazla fayans boyayarak hayatının başyapıtına koyar. 60 farklı ülkeden getirdiği iki binden fazla fayansı yapıtında kullanır. Şehri ziyarete gelen turistlere tablo ve kart postallarını satarken , her birinden kendisine ülkelerinden bir fayans göndermesini ister . Turkiyeden de seramikler var.  Bu yapıt değişik bir emek ve sanatın ürünü. Ve acıdır ki merdivenleri yakininda 2013 de ölü bulunmuş.  Yakıldı mı yoksa kendini mi yaktı, cinayet mi intihar mı tartışmalari var.
Şimdi birşeyler yeme zamanı,
Botafago da Olivia Restaurant, açık büfe ve tabagimizi taratarak fiyat aliyor. Güzel, temiz,lezzetli, özellikle et söz konusu olunca, fiyat makuldu. Ünlü Feijoada' larini da tadiyoruz, etli tencere yemeği, sadece etten oluşan güveç gibi, güzeldi.
Yağmur başladı, çiselemeydi ama dindi diye çıkıp metro ile İpenema ya gidecektik ki yine başladı, ciddi yağıyor bu kez .
10Şubat Salı
Kurtarıcı İsa Heykeli – Cristo Redentor
Rio de Janerio’nun tepesinden kollarını açan bu İsa Heykeli Rio’nun en büyük simgesi.  Corcovada Dağı’nda ve dünyanın en geniş heykeli. Yüksekliği de 30 metre ve şu an itibariyle de Dünyanın yeni 7 harikasından biri. Uzun yıllar Portekiz boyundurluğunda bulunan Brezilya’nın özgürlüğünü ilan etmesinin yüzüncü yılında yapılmış. Buraya gitmek için merkezden minibüse ( bilet onceden alınmalı) binebilisiniz yada taxi ile gidilebilr, biz Uber çağırdık, inince bilet kuyrugu, sonra tren kuyrugu, neyse ki 15' da geliyor trenler.
Tren ile orman içi hafif rampadan yemyesil tırmanma başlıyor.
Bu arada, dunyanin en buyuk şehir ormanlarından Tujika' nın da içindeyiz. Ormanda bir yürüyüş parkuru da varmış.
 Ağaçların gövdelerinde yetişmiş kocaman meyveler var, Durian mış.
Trenden sonra merdivenlerle veya asansör ve yuruyen merdivenle, devasa İsanin ayakları dibindeyiz. Kalabalık, İsa cok genç, kollarini açmış ve buradan Rio manzarası harika.
Bu arada bu meşhur İsa Heykelinin ön tarafı şehrin zengin kısımlarına arka tarafı ise ‘varoş’ olarak bilinen favelalara bakıyor. Bazı favela insanları bunu ‘İsa kollarını zenginlere açarken fakirlere sırtını döner’ olarak yorumluyormuş. Rio ayaklarımız altında.
Gelelim karşı ki tepelere:  İsa Heykeli’nin bulunduğu tepenin hemen karşısında Rio’nun bir başka meşhur tepesi ‘Sugar Loaf’ var. Burası da Rio’nun ikiz tepelerı olarak geçiyor ve Corcovada tepesiyle birlikte Rio’yu en iyi görebileceğiniz manzara burada. Adı üstünde iki tepeden oluşuyor. Önce ‘Marro du Urca’ dağına teleferik ile çıkıyorsunuz ve bir diğer bağlantıyla da ‘Sugar Loaf’a ulaşıyorsunuz. Sugar Loaf' ı gezimiz boyunca pek cok yerden, özellikle de sahilden gördük, yağışlı günlerde başı dumanlı görüntüsüyle değişik , volkanik bir dağ.
Sadece Rio’da 600 tane favela yerleşimi varmış ve yaklaşık  şehrin yüzde 30’u favela kısmında yaşıyor. Gecekondu diyelim. Buralara girip, gezmek oldukça tehlikeli . Ancak yerel bir rehberle gezebilenler var ama boyle tehlikeli bir maceraya gerek yok. 
Santa Terasa ya taxi ile gidiyoruz.  1877'deki açılışından bu yana (2011-15 yılları arasındaki bir ara hariç) kesintisiz olarak çalışan bu hat, dünyanın en eski sokak demiryolu hatlarından biri. 1896'dan beri elektrikle çalışıyor ve tüm Latin Amerika'nın en eski elektrikli demiryolu. Tarihi merkezi Santa Terasa ya bağliyor. Sıra cok, 3_4 saati bulacak bu yuzden şehrin bu yönünü de taxi ile panoramik olarak gezmiş olduk.
Sonra yürüyerek yeniden Selaron Merdivenleri ve Botafago alisveris merkezinde Oliva ya gidiyoruz. Selaron merdivenlerine geçen defa erkenden gitmistik, hava da çiseliyordu, bu kadar kalabalık değildi. Adeta turistten merdeivenler görülmüyor. Yan kısımdaki eğimli bölümler ve basamaklara da çıkıyor, tırmanıyor insanlar. Ve seramikler biraz zarar görmüş. Uzuluyor insan.
Aksamyustu yürüyüşünde plaj yine cok güzeldi, güneşlenmek, yürümek ve oturup izlemek, doyumsuz. 
Metro, otobüs, uber ve yürüyüş hepsini kullandık bu şehirde. 
Biraz da yorgunum artık, erken yatmaca.
Yarın Sao Paula ya uçağımız var .
12 şubat perşembe 
Evin çıkışını 14.00 e dek uzatıyoruz .
Çok iyi oldu, çamaşır, toparlanma, son bir copacabana ve çarşı gezisi, sonra yoldayız. 


IGAUZU 06.02.2026

06.02.2026 uma,

Havaalanindan taximiz bizi alıyor  saat 10,  İgauzu ya goturecek, bulusma saati ayarliyoruz ... Biz İgauzu nun Arjantin tarafini yürüyüp izleyecegiz, sonra bizi alip, Brezilya tarafina gecirecek. Otelimiz Brezilya da artik.  Yarın da İgauzu nun Brezilya tarafını gezicez. İki gün bu görkemli şelaleyi izleme keyfi, bu gezi için favorim bu şelale 💜
İgauzu Milli Parka giris biletlerimizi int. den almistik(4500peso bir kisi) , ekolojik tren biletlerimizi de alıyoruz,tren 11.00 de, 4. vagondayiz.
İki farklı nehrin (Irai ve Atuba)  Curitiba şehri yakınlarında birleşmesinden  oluşuyor. Parana nehrine dökülmeden  son km. lerinde Arjantin (Misiones eyaleti) 80% ile Brezilya (Parana eyaleti) 20% arasında sınır oluşturuyor.
Parana Nehri'ne döküldüğü yerin yakınlarında, Brezilya tarafında Foz do Iguaçu, Arjantin tarafında ise Puerto Iguazú şehirleri var, selaleler de bu isimleri taşıyor . İki şehir de nehri geçen bir köprü ile birbirlerine bağlı. Geçerken Uruguay da gorunuyor.
Iguazú Şelalesi'nin en ünlü özelliği, nehrin döküldüğü yerin birkaç kilometre öncesindeki şelaleleri. Şelaleler de aynı şekilde tam sınırda bulunuyor. Büyük kısmı, görkemli "Şeytan Boğazı"' na geçiş imkânının da bulunduğu Arjantin kısmında.   Toplam genişliği 2700 m olan Igaçu Şelaleleri'nde, ortalama 1.700 m³/s, uzun yağışlardan sonra ise 7.000 m³/s su, iki basamak halinde 75 metreden dökülüyor.
Bu doğa güzelliğini,  Cabeza de Vaca 1542 yılında keşfetmiş. Eleanor Roosevelt bu nefes kesici doğa mucizesine baktığında, ağzından şu iki kelime dökülmüş: "Poor Niagara" (zavallı Niagara)
Her iki tarafı da kapsayan milli park 1984 yılında UNESCO tarafından "Dünya mirası" listesine alınmış. 
Biraz daha açıklarsam,
Iguazu Şelaleleri'nin yüksekliği genellikle 60 ila 82 metre arasında.  Arjantin ve Brezilya sınırında yer alan bu devasa şelale sistemi, 275'ten fazla şelaleden oluşuyor ve en yüksek noktası, "Şeytan Boğazı" (Garganta del Diablo) olarak bilinen, yaklaşık 80-82 metre yüksekliğindeki kısım. Kısaca:
Toplam Yükseklik: 60-82 metre arası.
En Yüksek Düşüş: Yaklaşık 80-82 metre (Şeytan Boğazı=Garganta del Diablo )
Özelliği: Genişliği 2.7 kilometreyi bulan dünyanın en büyük şelale sistemlerinden biri...
Ve gercekten girdugumuz güzelliğe şelale demek haksızlık olur.
Devasa, muhteşem, anlatmak zor, nasil geniş, ne cok su ve hız, ne cok ,ne beyaz akışlar.. Zaten dustugu yer gorulmuyor, hem yukseklikten ,hem de su damlalari, su buharindan. Bazilarinda nehre dusen su, şelale boyunca tekrar yükseliyor su ve koprulerdeki bizleri ıslatıp , serinletiyor. Kopruyler metal sağlam ağlardan yapılmış, değişik rotalarda şelaleleri görecek sekilde ilerliyor . Gectigimiz nehir oyle geniş ki çok bakınınca başım dönüyor. Ekolojik tren ise tek rayda ilerliyor, belli duraklarda indiriyor, gezip geliyorsunuz, bir başkasına götürüyor, yarım saat arayla geciyor. Bazı selalelere  sadece yürüyüş ile erişiliyor.
Igauzu'ya şelale demek bıraz haksızlık gibi, burada şelaleler elele tutuşmuş halay çekiyorlar bence:))
İstasyonlarda dinlenme, yemek alanlari var, açığa duşlar koymuslar; terleyen ya başını islatiyor, ya altına giriveriyor yada sapkasina su doldurup basina giyiyor:))
Hem tren, hem yürüyüşlü rotaları yaptık. Çok yorucuydu ama kat kat değdi. Sıcak olmasa daha kolay olabilirdi ama kolay bişi yok ki🫠
Coati denen hayvan, uzun birunlu, tuylu kucaman kuyruklu, insana iyice alışmış, yiyecek olan bolgelerde cok yakına kadar geliyor. Ağaçlara tirmanma ozelligiyle bilinirmiş.
Son duraktaki trene yetisemedik, biz de çıkışa yuruyoruz, 15_20'  sürüyor.
Taximiz bizi almaya gelmiş. Victor kapılarımızı açıyor,  gümrükleri basit pass. kontrolü  ile gecerek yaklasik 1 saatte otelimizdeyiz. Canzi hotel igauzu
Ne yorulmusummm.. Ruyamda İgauzu....
07 Şubat ct.
Parque National do İgauçu ya erkenden geldik, 08 de siralar buyumeye basladi bile, kuyrugun sonunu goremiyorum. İlk itobuslere binmek iyi olacak. Du bakali🤭
Şeritlerle bir sira dizisi olusturmuslar, done done bitmez . Vatandaslar, oncelikli bilet ve general  portao diye üç bolum var. Neyse onlerde olunca canuk sira geldi, otobuslere bindik veeee başlıyoruz. Harika agaclarla dolu bir yolda, değişik kuş sesleriyle yol alıyoruz. Bisiklet, yuruyus, kuş gözlemi yapılabiliyor. İniyor, bir rampayı yuruyoruz. Ve iste seyir başlasın. Yine devasa şelaleler başlıyor,  bu kez Brezilyadayız ve adı İgauçu... Muhtesem ki ne muhtesem. İyi ki bu tarafına da geldik, ömrüm uzadı. Diyolar ki Arjantin tarafı sahne, Brezilya tarafi koltuklar... Nehir boyunca dokulen suları izlemeyi; yürüyüş yolları ve nehir üzerine görsel noktalara uzanan iskele ve koprulerle ilerleyerek surduruyoruz . Çok yaklastigimiz yerlerde biraz ruzgar, biraz suyun hızından sular incecik yağıyor , islaniyoruz. Git git bitmez bu güzellik, bitmesin de. Sonda bir yerde selalenin yanında bir gözlem kulesi var. Asansörle çıkılıyor, hopp şelale içindeyiz. Ve bazi yerlerde su uzerinden gökkuşakları, çok da severim. Hoplaya zıplaya yürüyorum.
Cikisa yürüyüp itobusun üst katına oturuyoruz . Seyir guzel yemyesil, bi ara ağaçlar aralanınca, şelalelerin bir bölümünü görüveriyoruz. Çıkınca Uber taximizi çağırıyoruz,iteleden valizleri alip, havaalanına gidiyoruz. Buradan Rio ya geçicez.